Yeditepe Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü

Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz.
 
AnasayfaPortalliSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 Mine ŞENOCAKLI'nın Abdülmelik FIRAT İle Röportajı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Yönetim
Admin


Mesaj Sayısı : 7
Kayıt tarihi : 23/10/07

MesajKonu: Mine ŞENOCAKLI'nın Abdülmelik FIRAT İle Röportajı   Ptsi Kas. 05, 2007 7:47 pm

Süngü gördü suspus oldu

Abdülmelik Fırat: Erdoğan'ın Diyarbakır konuşmasına ordu sert tepki verince, AKP Kürtler’i unuttu. Mine Şenocaklı'nın röportajı

Şeyh Sait’in torunu, 23 yaşında DP’den milletvekili seçilen, merkez sağın tecrübeli siyasetçilerinden Abdülmelik Fırat, AKP’nin Kürt sorununa çözüm arayışının çok kısa ömürlü olduğunu söylüyor. Fırat’a göre, Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasına ordu sert tepki verince, AKP de Kürtler’i unutuverdi...

Onunla söyleşiye gittiğim gün Dağlıca’da şehit düşen askerlerin cenazeleri kalkıyordu. Bir yandan Barzani atıp tutuyor, diğer yandan Türk ordusu sınıra yığınak yapıyordu. Tüm dünya Türkiye-Irak sınırına gözünü dikmiş, petrol fiyatları 90 doları zorluyordu. Hâlâ bir şey değişmiş değil... Ama birkaç gün önce DTP’liler de bir türlü söyleyemediklerini hem de bu civcivli ortamda açıkladılar. Kısaca tercümesiyle; ’gevşek federasyon.’ Aslında bunları yıllar öncesinden, üstelik Güneydoğu’da PKK’nın dediğim dedik, çaldığım düdük farklı görüşteki Kürtler’i tümüyle sindirdiği dönemde Abdülmelik Fırat dile getiriyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk büyük Kürt isyanını çıkaran Şeyh Sait’in torunu Fırat... Merkez sağda politika yapmış, 23 yaşında Demokrat Parti’den milletvekili seçilmiş, Yassıada’da yargılanmış bir isim... 50’li yılların sonunda DP’deyken de, 90’ların başında DYP milletvekiliyken de, sonra HAK-PAR’ı kurduğundan bu yana da Kürt meselesini PKK’dan bile sivri sözlerle ortaya koyan bir Kürt siyasetçisi o... Bir önemli farkla, teröre her zaman karşı çıkarak...
Ankara bir ‘merhaba’ dese sorun çözülür
Hemen her sözünde bir ironi gizli... Teşbihleri Demirel’e bile “Vay be!” dedirtecek cinsten... Kürt ama aynı zamanda kurt politikacı! Kürt kimliğinin tanınması gerekliliğini açıklamasına bir bakın: “Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde herkes Türk’tür demek, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde tüm ağaçlar kavak, tüm kuşlar leylek demeye benzer... Bir Kürt’e ’Türküm’d edirtmek insani bir davranış mıdır? Türkiye Cumhuriyeti, Kürtler’e ’Ne mutlu Türküm’ dedirtmeye çalıştıkça bu mesele çözülmez.”
Tamam bunu pekçok Türk de kabul ediyor da, şu Barzani’nin efelenmesine, hele ki arkasına ABD’yi alıp atıp tutmasına en demokratik Türk vatandaşı bile isyan ediyor. Hele ki hayatını kurtaran Türkiye iken... Fırat, Barzani’ye pek toz kondurmuyor. Ama “Ankara bir ’merhaba’ dese, Türkiye ile birlikte hareket edebilirler” diyor.


Bu ülkede her kuş leylek her ağaç kavak mı ki, ben de Türk olayım!

* Güneydoğu’da neler oluyor? Neler değişiyor şu anda?

Ne oluyor biliyor musunuz? Bir bomba patlıyor. İnsanların parçalanmış vücutları topraklarda dağılıyor. Neyi anlatacaksın? Her şey açık. Bir arazi parçasıdır, içinde ağaçlar, evler vardır. Ama bomba düşünce hiçbir şey kalmıyor. Ne ev, ne insan... Aslında meselenin detayına inmek lazım. Osmanlı İmparatorluğu mağlup olup parçalanınca İngiltere Jön Türkler’in partisiyle anlaşarak ülkeyi onlara verdi. Yeniden kursunlar diye... Kürtler’in de Avrupa’da okuyanları vardı. Yani Jön Kürtler... Onlarla birlikte Kürtler’in Osmanlı İmparatorluğu’nda asker ve sivil bürokratları, ileri gelen şeyhleri, ağaları, beyleri, ’Biz Türkler’le beraber yaşayalım, beraber devlet kuralım’ dediler. Bu anlaşmayı yapan da en başta Mustafa Kemal. Kürtler’in ileri gelen ailelerinin evlerinde onun yazdığı mektuplar var. Bunun en büyük belgesi ise, Mustafa Kemal’in 1919’daki ilk beyannamesi...

* Yani Amasya Beyannamesi...

Evet. Amasya Beyannamesi’nde diyor ki, ’Bizim kuracağımız hükümet Kürt ve Türk ittifakı olacaktır.’ Gerçek bu kadar ortada! Mustafa Kemal Paşa, Erzurum’da, Sivas’ta hep, ’Bu işi Kürtler’le beraber yapacağız’ diyor. Lozan’da da İsmet Paşa, Kürt sorunu konuşulunca ’Biz beraberiz, ben de Kürdüm’ diyor. Sonra ne oluyor? Birinci Meclis feshedilince, Atatürk İkinci Meclis’i tayin ediyor. İkinci Meclis’in anayasası hazırlanıyor, ama içinde Kürt kelimesi bile yok. Tam tersine ’Türkiye Cumhuriyeti hudutları dahilinde yaşayan herkes Türk’tür’ tabiri var. Bu ne demektir? Türkiye Cumhuriyeti dahilinde ne kadar ağaç varsa hepsi kavaktır. Ne kadar kuş varsa hepsi leylektir! Bu olabilir mi? Türkiye Cumhuriyeti hudutları içersinde Ermeni var, Rum var, Yahudi var... Onların dinleri de ayrı. Kaldı ki, Osmanlı bir imparatorluk, oraya ilhak ederek gelenler var. Arnavutlar, Boşnaklar, Çerkesler... Ama Osmanlılar, Selçuklular yokken Kürtler binlerce sene bu topraklarda yaşamış. O bölgenin yerleşik halkı. Türkler gelince de din kardeşliğinden kaynaşmışlar. Örfleri, adetleri birleşmiş. Bugün de öyle değil mi? Kürtler ve Türkler arasında evlilikler yok mu?

* Peki en temel sorun ne?
Bu sistem Kürtler’i inkar etti. Temel sorun bu. Kürtler kimliklerini inkara zorlanıyor. Diyorsun ki, ’Ben Kürdüm’. ’Sen bölgecisin, bölücüsün’ diyorlar, vuruyorlar kafana.

* Bu topraklarda, sizin de dediğiniz gibi başka etnik gruplar da var ama...
İsterse 30 etnik grup olsun, diğer etnik gruplarla Kürtler’in durumu bir değil ki! Bu topraklarda İttihat ve Terakki’den beri ’Ben Kürdüm’ demek suç kabul ediliyor. Şimdi sen içinde birkaç zalim, birkaç hırsız var diye bir köyü baştan başa hep hırsız, hep zalim, hep günahkar ilan edersen ya da “Hepsi AIDS’li, madem bu hastalığı saçıyorlar, bütün köyü öldürelim” dersen olur mu? İşte biz Kürtler’e bu yapıldı ve yapılıyor.
Diyorlar ki ıslık çalıyorsunuz, kafi!

* Şeyh Sait isyanı bu yüzden mi çıkmıştı?
Şeyh Sait’in Kürtler’e yazdığı mektup var; ’Gelin toplanalım, bu işi Ankara’yla konuşalım. Biz beraber karar verdik, beraber bu devlete sahip olmalıyız. Niye biz inkar ediliyoruz?’ diyor. Senin kendi ana babanın diliyle konuşman kadar doğal bir şey olabilir mi?

* Ama konuşulmuyor diyemezsiniz...
Demirel’le bir televizyon programına çıkmıştık. Ben bunları söyleyince, o da ’Bu ülkede Kürt sorunu yoktur. Kürtçe konuşuyorsunuz ya!’ dedi. ’Sizce ıslık çalmak, konuşmak mıdır Sayın Reisicumhur?’ dedim. Bize diyorlar ki, ‘Siz ıslık çalıyorsunuz, kafi...’ Benim çocuğumun kendi diliyle okuması lazım. Benim kültürüm var, tarihim var. Bunu inkar mı edeceğim? Bizde eski tabirle ’nefis kıyası’ derler. Şimdi ’empati’ diyorlar. Kendini başkasının yerine koyma yani... Kendinize yapıldığında hoş görmüyorsanız, başkasına yapıldığında da hoş görmemeniz lazım. Ama sosyal demokratlar bile, “Bu Kürtler de insandır, onların da kendi dilini konuşma hakları vardır” demiyor. Öyle bir noktaya getirilmiş ki Türkiye, Irak devleti Kürtler’e federal bir yapı tanımış. Oranın reisicumhuru da Kürt. Talabani’yi çağırıp konuşmuyorlar, yardımcısını çağırıyorlar. Sanki onlarla konuşunca Kürtler’in varlığı kabul edilmiş olacak...

* İyi ama ortada başka gerçekler de yok mu? PKK gibi...
Hepsi bu anlamsız durumdan kaynaklanıyor. Nasıl kangren olan bir uzuvda envai çeşit mikrop ürüyorsa PKK da onun gibi üremiştir. PKK bugün artık şişeden çıkmıştır, bir güçtür. Bütün dünyada teşkilatı var, parası var. Üstelik şiddeti daha çok Kürtler’e kullanıyor. Kendisinden ayrılanları öldürüyor... Ama başka gerçekler de var; bugün terör yüzünden 30 bine yakın insan öldü deniyorsa, bunların yüzde 70-80’i Kürt delikanlıları, kızlarıdır... Onun dışında 2 bin Kürt sivili öldürülmüştür. Faili meçhul diyorlar. Öyle mi? Tam 4 bin köy yakılmıştır. 3 milyon Kürt göç etmiştir. Şimdi bunların hepsini yapanlar PKK’yi de kendileri ortaya çıkarmıştır. Yani PKK’nin davranışları derin devletin stratejisinin içersindedir. Derin devletin hedefi de Irak’a girip PKK’yi yok etmek değildir.

* Peki asıl hedefi nedir?
Irak’a girip oradaki Kürt federatif devletini ortadan kaldırmak... Bakın, Şeyh Sait’in Kürt sorununu Kürt ileri gelenleriyle konuşmasını kabul etmedikleri için meseleyi başkaldırı olarak vermişlerdir. Halbuki Kürtler’in bir askeri teşkilat kurup da Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırması gibi bir durum yok. Daha hiç harekete geçmeden, Fransızlar’ın, İngilizler’in tahrikiyle ordu Diyarbakır’a gelmiş, Kürtler’e saldırmış, 20 sene boyunca Kürtler’i öldürmüş. 1946’ya kadar... Sonra çok partili döneme geçildiği için yarı yarıya bu olaylar düşmüştür. 1950’de DP başa geçince de düşmüştür. Ama buna rağmen yine bazı vilayetlere yabancıların sokulmadığı olmuştur. Mesela Van’ın Erciş ilçesine bağlı bir mıntıka var. Oraya 1940’larda ordu girmiştir. ’Burada terörist var’ deyip, 40 köyü kedisiyle, köpeğiyle, insanlarıyla öldürmüştür. Şimdi PKK teröristtir diye, vur ha vur. Ben de diyorum ki PKK’nin şiddet yapmasının sebebi sensin. Sen PKK’den daha çok şiddet gösteriyorsun. PKK’yi sen ortaya çıkarttın. PKK’yle derin devletin danışıklı dövüşü vardır. Kürt halkı da bu oyundan fevkalade rahatsızdır.


Tüm partiler derin devletin emrinde


* Siz bütün sorunların arkasında derin devletin olduğunu söylüyorsunuz. Derin devleti nasıl tanımlayacağız?
Gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. Derin devlet eşittir asker. Bugün asker hükümete emrediyor. Kanunları o hazırlıyor. O hazırladığı kanunları bürokratlar hükümete, hükümet de Meclis’e gönderiyor... Derin devletin AKP’ye nasıl kendi görüşlerini dikte ettirdiğini biliyorsunuz. Dünkü görüşlerinin tam 180 derece tersini yapıyorlar. Tayyip Erdoğan, Rize’nin bir köyünden gelmiş, siyasete girmiş, zeki, çalışkan bir adam... Kasımpaşa’da da büyümüş. ’Kasımpaşalıyız bol paçalıyız’ havası atıyor ama askerler kılıcın ucunu, süngüyü gösterince 180 derece ters dönebiliyor. Suspus oluyor... İşte geldi Diyarbakır’da ’Kürt sorunu vardır, bu sorunu çözeceğiz’ dedi. Kürtler’in oylarını topladı. Sonra generallerden zılgıtı yiyince tam tersine döndü. Bu bütün siyasi partiler için de geçerli. İster liberal, ister komünist, ister Müslüman olsun, hepsi bir noktada derin devletin emrindedir. Türkiye’de doğruyu söyleyen, gerçekleri ifade etmek isteyen dışlanıyor. Tabii buna karşı durmak, dayanmak da zor... Dışarı atılmasınlar diye buna mecburen uymak durumunda kalıyorlar.


Türkiyeliyim demek de sorunu çözmez, ‘Kürdüm’ demeliyim!

* Gündüz Aktan diyor ki, ‘Herkes ne mutlu Türküm diyecek. Ondan sonra Kürdüm diye ekleyebilir. Sorun ancak böyle çözülür.’ Siz ne diyorsunuz?
Türk bir etnik grubun ismidir. İngiliz, Fransız gibi... Türkiye Cumhuriyeti parlamentosu kanun çıkarma hakkına sahiptir. Çıksa dese ki, “Bu ülkede ne kadar insan varsa hepsi Arnavut’tur.” Olur mu böyle bir şey? Türk bir ideoloji, bir kıta adı değildir; Amerika kıta adıdır. İngiliz, Fransız nasılsa, Türk de bir ırktır. Diyeceğim Türklük ortak payda değildir.

* ‘Türkiyeliyim’ demek sorunu çözmez mi sizce?
Hayır. ’Ben Kürdüm’ diyeceğim. Bizim Kürtçe’de bir deyim var. Adamın biri elindeki sopayla toprağa vurup kancelis çıkartıyor. Kancelis havuca benzer küçük, tatlı bir bitki. Kürdistan’da çok var. Adam bir vuruyor toprağa bakıyor fare. Atıyor ağzına. Fare bağırıyor... Adam ‘Bağırsan da bağırmasan da sen kancelissin’ diyor, yutuyor. Türkiye’nin durumu bu. Sistem Kürdü kabul etmiyor. Kürdün kimliğini kabul ederse mesele çözülür. Aksi takdirde PKK ortadan kalksa bile başka başkaldırılar olacaktır. Demirel, “Kürtler 28 kere baş kaldırdı, hepsini sildik. Bu da 29’uncu, yine sileriz” diyor ya... Demek ki bir başkaldırı olmamıştır, birçok olmuştur, bu haksızlığa, inkara karşı... Kürt sorununun sahibi olarak sadece PKK’yi görmek son derece yanlıştır. Kaldı ki Kürtler’in yüzde 80’i PKK’nin Kürt sorununda samimi olduğuna inanmıyor. PKK, Kürt sorununu bir garnitür olarak kullanıyor çünkü. Kürtler’in yüzde 80’i meseleye böyle baktığı için PKK’den uzak duruyor. Yoksa Kürt halkı da diğer halklar gibi milli duygulara sahip bir halktır. PKK’nin samimiyetine inansalar yüzde 90’ının onu tutması lazımdır. Ama PKK’ye inanmıyor, güvenmiyor...

* Bugün Türkiye’de insanların içinde hep bölünme korkusu var...
Bölünme de olsa senin evini mi alıp götürüyor? Kürdün kendi evimde oturacağım demesinden niye korkuluyor ki! Sen Osmanlı İmparatorluğu iken Afrika’ya kadar uzanmıştın. Irak, Filistin, Suriye senin emrindeydi... Şimdi hepsi kendi başına, sana ne yapabilirler ki? Kendi kendilerini yönetiyorlar. Niye korkuyorsun ki! Kardeşindir, seninle beraberdir. Bölünme diye bir şey de yok üstelik. Diyelim ki senin baban ölmüş, bir tarla kalmış, beş kardeşsiniz. Abinin hepsini alması mı daha iyi, yoksa senin hakkını vermesi mi? Tarlayı beşe bölseniz, herkes kendi hakkını alır. Kürtlerin hakkı verilmeli derken de, illa ayrı bir devlet olsun demiyorum. Devletin tekliğine hiçbir itiraz yok. Kürt kendi kültürünü, kendi kitabını okuyacak. Kendi okulunu, kendi medyasını kuracak. Biz bunu istiyoruz.
TC Kürtlere, ’Ev senin ama kap kacağa sakın dokunma’ diyor

* Peki adını koysanız... Federasyon mu istiyorsunuz?
Sorunun çözülmesi için federasyon denilebilir. İki grup birbirinin zıddı, bir araya gelip oturur konuşulur. Ama muhatap kabul etmiyorlar ki bizi. Bırak Türkiye’deki Kürtler’i, Irak’taki Kürtler’i dahi kabul etmiyorlar. Sırf Kürt diye... Bu kadar gülünç durum olur mu? Bugün Türkiye’nin çıkarı Irak’taki Kürtler’le... Oturup konuşsak, onların Türkiye’ye neredeyse katılacakları bir durum var ortada. Ama diyorlar ki ’Aman ben bunlarla konuştuğum zaman benim Kürtlerim gider elden.’ Ya sen Avrupa Birliği’ne katılmakla Fransız’la, Belçikalı’yla beraber olacaksın. Kendi vatanında, kendi kardeşinle beraber olmayı neden kabul etmiyorsun? Diyorsun ki benim kardeşimdir. Ama bu ne demektir? Yine Kürtçe’deki bir deyimle açıklayayım; ‘Ev senin, yalnız kap kaçağa dokunma!’ Ev benim olacak ama kap kaçağa dokunmayacağım. Bunun ne kıymeti var?

kaynak : VATAN
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeditepeadk.forum7.biz
 
Mine ŞENOCAKLI'nın Abdülmelik FIRAT İle Röportajı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Yeditepe Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü :: Genel :: Güncel-
Buraya geçin: